Avrupa Basketbol Şampiyonası(Türkiye – Litvanya)
Yazar: Mümtaz Tarih: Eylül 8th, 2009
Uzun zaman oldu basketbol yazmayalı. Turnuva öncesi takımlar hakkında birşeyler karalamayı planlıyordum ama zaman bulamadım ne yazık ki. Ama bugün alınan Litvanya galibiyeti sonrası farklı bir iştahla yazmayı planlıyorum Avrupa Basketbol Şampiyonası’nı.
Öncelikle bir kez daha anladım ki oldukça garip bir ülkeyiz biz. Herşeyi en uçlarda yaşamayı seviyoruz. Turnuva öncesi milli takımın oynadığı hazırlık turnuvalarından sonra ki genel düşünce başarısız bir turnuvanın daha bizi beklediği yönündeydi. Hem ihtiyaç duyduğumuz parçaların milli takımda olmaması hem de Tanjeviç’in artık klasikleşen rotasyon tercihleri bizim bu kadar kötü görünmemizin en önemli sebebiydi belki de. Mehmet Okur, Serkan Erdoğan, Kaya Peker, Cevher Özer gibi önemli oyuncuların milli takımda neden bulunmadığı hala benim için de soru işaretleri taşısa da bu noktada konuşmanın pek de anlamlı olmadığının farkındayım. Genel kanının aksine turnuva öncesi o kadar da kötümser olmadığımı söylemeyelim. Bunun en önemli sebebi milli takımın hazırlık dönemiyle turnuvada göstereceği performansın çok da fazla ilişkili olmadığını geçmişte bizlere defalarca kanıtlamasıydı belki de. Büyük umutlar taşıdığım 2005 Avrupa Şampiyonası’nı hatırlıyorum. Turnuva öncesi oynadığımız İtalya, Sırbistan Karadağ, Fransa, Slovenya ve Rusya’nın katıldığı Efes Pilsen World Cup sonrası galiba bu kez olacak diye düşünmüştüm kendi kendime. Hele finalde İtalya’yı eze eze yenerek şampiyon olunca iyice umutlanmıştım milli takımdan. Ama sonrasında yaşadığımız hüsranın etkileri bugün bile hissediliyor ne yazık ki. Bir de bunun tam tersi duygularla takip etmeye başladığım 2006 Dünya Basketbol Şampiyonası var tabi. Berbat bir hazırlık döneminden sonra Japonya’da oynadığımız her maçta tüylerimin diken diken olduğunu hatırlıyorum. Bu gibi zıtlıkları defalarca yaşattı bizlere milli takım. İşte bu sebeplerle neden olmasın diyerek başladım Litvanya maçını izlemeye.
Daha maçın başlarında 2006 Dünya Basketbol Şampiyonası’nda ki havayı hissettiğimi söylemeliyim. Her ne kadar basketbol anlamında güzel şeyler ortaya koyamasak da, takım potansiyelini gösterebilmek adına inanılmaz güzel bir mücadele ortaya koyuyordu. Daha önceki turnuvalarda gördüğümüz o donuk, durağan oyun yoktu. Aslında bu bile heyecanlanmak içi yeterli sebepti benim adıma. Teknik anlamda baktığımda ilk yarı boyunca boyalı alanı kapatamadık bir türlü. Özellikle Petravicius, bugün milli takımın açık ara en kötüsü olan Semih karşısında çok kolay sayılar buldu. Hücum anlamında da takımın özel oyuncuları Hidayet ve Ersan’ın bireysel performansları dışında çok da önemli set hücumları izleyemedik ne yazık ki. Takım adına en önemli şey başta da söylediğim gibi kazanmak adına gösterdiğimiz çabaydı.

İlk yarının skor anlamında başa baş tamamlanması takımın kendine olan güvenini biraz daha arttırdı belki de ve ikinci yarı oldukça farklı bir milli takım çıktı sahaya. Petravicius’u savunmak konusunda Oğuz’un gösterdiği başarı ikinci yarının kilit noktasıydı belki de. Oldukça duygusal bir takım olmamızın da etkisiyle savunmadaki başarımız hücumumuza da yansıdı. Duygusalığın tavan yaptığı bu yarı boyunca Ender,Sinan ve Oğuz üçlüsünden maksimum performans almamız pek de şaşırtıcı olmadı benim adıma. İlk yarıda faul problemi yüzünden çok kısa sürede oyunda kalabilen Ömer Aşık’ın özellikle maçın son 5 dakikasında yaptığı savunma da maçın diğer kilit noktası olarak söylenebilir.
Başka bir ülke de sadece turnuvaya iyi bir başlangıç olarak nitelendirilebilir bu galibiyet. Ama bizim gibi her anı tiyatro olan bir ülke için kesinlikle iyi bir başlangıçtan çok daha fazla anlam taşıyor. 2005 yılında Sırbistan’da düzenlenen Avrupa Basketbol Şampiyonası’na da yine bir Litvanya maçıyla başlamıştık. Oldukça güzel oynamamıza rağmen kaybetmiştik ne yazık ki. Ve sonrasında yazının başında da yazdığım hüsranı yaşamıştık ne yazık ki. Turnuva sonunda yeni bir Sindrella hikayesi yazmak dileğiyle..
Etiketler: 2009 Avrupa Basketbol Şampiyonası Polonya, Basketbol, Litvanya, Türkiye
