Kimdir o?

İnsanın kendine karşı dürüst olabildiği tek yerdir belki de hayalleri. Beynin saklı köşelerinde kalmış bütün düşünceler birden ortaya çıkar bu anlarda. Kimsenin bilmediği bu sıradışı dünyada  gezinmek eşsiz bir deneyimdir benim için. Budur belki de kendimi hayalperest olarak tanımlamamın sebebi. Kulağa oldukça hoş geliyor, mutluluk hayali kuran bir hayalperest tanımlaması. Hayat en basit haliyle bir oyun. Bu oyunu oynamak içinde duygu barındırdığı sürece eğlenceli benim için. Korku, heyecan, acı, sevinç, gurur, hayal kırıklığı, sempati ya da merak olması önemli değil bu duygunun. Hissettiğim sürece oyunun içindeyim ve oyunun içinde kaldığım sürece de mutluyum, ben.

İnandığım şeyler çok da karmaşık değil bu hayatta. Ülkelerin birbirleri arasındaki sınırları görmektense Dünya’nın bütününe bakmayı seviyorum, ben. Dini, rengi, düşüncesi ne olursa olsun bu hayatta iyi bir şeyler yapmayı amaç edinen herkesle aynı Dünya’yı paylaşıyorum kısaca. Bu hayattan sonra ne olacağını düşünmektense yaşadığım hayat önemli benim için.

Kısaca kendi dünyamı anlatacak olursam, elektronik oyuncaklara tutkuyla bağlı olan, sosyal medyayı takip etmeyi seven, hayatı kolaylaştırdığına inandığı şeylere adapte olmayı deneyen ,araştırmaktan ve öğrenmekten zevk alan bir elektronik mühendisiyim, ben. Gezmek, yeni yerler keşfetmek onlar hakkında bir şeyler yazmak her zaman mutlu eder beni. Kafamda belirlediğim rota üzerinde yapacağım Dünya turu en büyük hayallerimden biridir.

Basketbol sahası herşeyi unuttuğum ve oyunun içerisinde oyun oynadığım tek yer olması sebebiyle özeldir benim için. Kazanmanın ve kaybetmenin aslında çok küçük detaylarda gizli olduğunu ilk kez burada öğrenmemdir belki de burayı bu kadar özel kılan. Bununla birlikte iyi bir spor izleyicisi olduğum söylenebilir. Desteklediğim tek takım Beşiktaş olmakla birlikte, desteklemekten büyük zevk duyduğum bir çok sporcu sayabilirim. Karakterlerine ve kazanma hırslarına büyük saygı duyduğum sporcular Michael Jordan, Michael Schumacher ve Roger Federer olmakla birlikte Basketbol, Formula-1 ve Tenis takip etmekten ve üzerine birşeyler yazmaktan zevk aldığım spor dalları.

Yatmadan önce birşeyler okumanın en sevdiğim alışkanlıklarımdan biri olduğunu söyleyebilirim.  Çevirdiğim her sayfada yepyeni bir dünyanın içerisinde kaybolma fikri bile heyecanlandırır beni. Bazen bir otostopçu olarak galakside yolculuk ederken bulurum kendimi, bazen de laplace’ın şeytanın var olup olmadığı araştırırken. Bununla birlikte hayatın her anı için söyleyebilecek bir sözü olan Nietzsche’de özel bir anlam taşır benim için.  Onu anlamak, bir çok bilinmezi ortadan kaldırmaktır bir bakıma.

Güzel bir filmin, başka bir hayalperestin gözünden dünya nasıl görünüyor sorusunun cevabı olduğunu düşünmüşümdür hep. Christopher Nolan, David Lynch ve Tim Burton üçlüsü, hayal etmenin sınırlarının olmadığını en güzel şekilde anlatan insanlardır benim gözümde.

Yazımı bir hayalperestin dünyaya nasıl baktığını en güzel şekilde özetleyen, schopenhauer’in sözleriyle bitirmek istiyorum: Nesnelerin çekiciliği bize dokunmadıkları ölçüdedir. Hayat hiçbir zaman güzel değildir;güzel olan hayat üzerine yapılmış betimlemelerdir sadece.”