Gerçekleşen ve Gerçekleşemeyen Hayaller

Gerçekleşen ve Gerçekleşemeyen Hayaller

 

Aslında bir gezi yazısı değil bu.Ama gitmeden önce paylaşmam gerekti bunları.Uzun zamandır hayalini kurduğumuz minik Avrupa turu için geri sayım başladı :) 27 Temmuz’da Charleroi havaalanından başlıyor yolculuğumuz. Roma, Barcelona, Madrid, Milano ve Venedik şeklinde bir yol haritamız var. Aslında ilginç bir hikayesi var bu gezinin. Öyleki biz bu yolculuklar için bilet almayı ilk denediğimiz zaman Belçika’ya geleceğimiz kesin değildi. Bir yandan vize ile uğraşıyor, bir yandan da eğer Erasmus hibesi alamazsak neler yapacağımıza karar vermeye çalışıyorduk. Kendi adıma bildiğim tek şey vardı,bu yaz ne olursa olsun tamamen farklı bir ülkede gezgin olduğumu hissederek keşfedecektim daha önce sadece hayal edebildiğim yerleri.

Genç olmanın verdiği özgüveni sonuna kadar kullanarak, işin olumsuz tarafını hiç düşünmeden risk almaya karar verdik. Belirsizliğin en azından umut olduğunu söyleyen Cehov’un aksine, bütün belirsizlikleri atacaktık kafamızdan böylece.İşte tam o an başlamıştık “acaba hangi hayallerimizi gerçekleştirebiliriz?” diye kendimize sorular sormaya.

Avrupa’da bir müzik festivaline gidebilmekti ilk hayalimiz. Daha önce mükemmel olduğu konusunda birçok şey okuduğum Rock Werchter bizim için her yönüyle mükemmel görünüyordu. Ne yazık ki bilet bulamadık festivalin 3 ay öncesi olmasına rağmen. Alternatif festivaler aramaya başladık. Oldukça eğlenceli bir araştırmadan sonra belirlemiştik gideceğimiz festivali: Main Square Festival. İlk hayalimiz gerçekleşmişti böylece.

Oradaki yaşam konusunda en ufak bir fikre sahip olmamanıza rağmen kendinize yakın hissettiğiniz şehirler vardır hep. Daha önce izlediğiniz bir film ya da güzel bir fotoğraf karesi etkilemiştir sizi. İşte Barcelona’da benim için böyle bir şehir. İlk olarak bir Barcelona-Real Madrid maçı öncesi şehirden gösterilen manzaralar etkilemişti beni. Yaşımı tam olarak hatırlamamakla beraber, Figo’nun, Rivaldo’nun ve Guardiola’nın Barcelona’da beraber oynadığı zamanlar diyebilirim. O günlerde zaten delicesine seviyordum futbol izlemeyi. Fanatik bir Beşiktaş’lıydım ama en çok sempatiyle yaklaştığım takımda Barcelona’ydı. Renkleri, forması, stadı hep hayranlıkla izlerdim. Ve sonra o görüntülerden sonra Barcelona benim için çok daha özel şeyler ifade etmeye başladı. Tam olarak o gündür, bu şehre gideceğim dediğim gün. Daha sonraları Barcelona ile ilgili izlediğim filmler ise bu şehire aşık olmamı sağladı. Herkesin bildiği “Vicky Christina Barcelona” dan başlamayacağım elbette:) Ünlü İspanyol yönetmen Pedro Almodovar’ın filmi “Todo Sobre Mi Madre”, izlediğim ilk filmdi Barcelona ile ilgili.Daha sonra Barcelona’da Gaudi’nin tüm eserlerini bütün güzelliğiyle gözler önüne seren “Gaudi Afternoon” gelmişti. İki filmin de konusunun oldukça ilginç olduğu ve izlemek isteyenlere tavsiye edebileceğimi söylemeliyim. Daha sonraları interneti çok daha rahat kullanabilmenin de verdiği rahatlıkla beynimin bir köşesinde yer edinen Gaudi ve onun eserlerini daha iyi tanıma şansı buldum. Özellikle “La sagrada familia” oldukça etkileyici görünüyordu. Ve son olarak “Vicky Christina Barcelona” geldi. Bir şehrin güzelliği, bir filmin içerisinde ancak bu kadar güzel sunulabilirdi. Filmin konusuna, oyuncuların performansına takılmaktansa, inanılmaz güzel müzikler eşliğinde hayallerimin şehrini izlemeyi seçmiştim ben. Bütün bunların eşliğinde gidiyorum işte bu şehire.Bir hayalim daha gerçekleşecek böylece..

Gün’le beraber ortak hayalimiz ise İngiltere’de bir futbol maçına gidebilmekti. Televizyonda hayranlıkla takip ettiğimiz bir takımı canlı olarak izlemek, herşeyiyle o maçın atmosferini yaşamaktı dileğimiz. Ama ne yazık ki gerçekleştiremiyeceğiz bu hayali. Hem şengen vizesiyle İngiltere’ye girme şansımızın olmaması hem de Belçika’da bulunduğumuz zaman içersinde maça gidebilecek uygun bir zaman yaratamamız, bir başka zamana ertelettirdi bize hayalimizi.

Son olarak bir Formula 1 yarışı vardı gitmek istediğimiz. Michael Schumacher’le büyümüş, onun Ferrari’si ile yaptıklarını adeta taparak izlemiş biri olarak o motor sesini canlı olarak duymaktı hayalim. Türkiye’de yapılan yarışlara gitmek istememe rağmen hep bir engelle karşılaşmıştım geçmişte. Ama bu kez de maddi konular çıktı karşımıza. Birşeylerden fedekarlık etmek zorundaydık. Bir kez daha erteledik hayalimizi..

İşte böyle harika bir şekilde çıkıyoruz yola :)) Döndüğüm zaman tüm izlenimlerimi en ayrıntılı şekilde yazmayı deneyeceğim buradan. Fırsat bulursam karalarım belki bişeyler,gezi boyunca da.Görüşmek üzere..

Not: Bu yazı 2009 yılında yazılmıştır.


Cevapla