Kendimizi Kandırmanın Dayanılmaz Hafifliği

Kendimizi Kandırmanın Dayanılmaz Hafifliği

Pingdom.com’un 2011 sonu itibariyle yayınladığı rapora göre toplam intenet kullanıcı sayısı 2.1 milyar. Bu kullanıcıların 180 milyonundan fazlası da blog sahibi. Yani internet kullanan her 10 kişiden biri blog tutuyor. Peki bloglar neden bu kadar popüler? Popüler olmasının tek sebebi, yazma arzusuna sahip bu kadar insan olması değil elbette. Blogların en önemli özelliği, birilerinin yazılanları okuyacağı umudunu ve yanılsamasını yaratmaları.İnsanın yayınla butonuna basmasıyla birlikte, Dünya üzerinde herhangi birinin yazdıklarını okuyabilmesi, oldukça motive edici. Bununla birlikte blogların popülerliğinde, okuyucunun yazarla birebir etkileşime girmesi de oldukça önemli bir sebep. Çoğu blogun oldukça az okuyucusu olsa da, hiç kimse için yazmak yerine sadece bir kişi için olsa bile yazmak, galiba milyonlarca insanın blog açmasının sebebi.

İnsanın yazdıklarını okuyucularına ulaştırabilmesinin, motivasyon konusunda yarattığı fark gerçekten çarpıcı. Peki aynı motivasyon senaryosunu iş hayatına uyarlasak nasıl sonuçlar görürdük acaba? Bir kitap yazdığınızı hayal edin. Oldukça keyif alarak yazdığınız bu kitabın haklarını siz bitirir bitirmez bir yayınevine sattınız. Fakat metnin son halini teslim ettikten sonra yayın yönetmeni, kitabı basmamaya karar verdi. Bu duruma nasıl tepki gösterirdiniz? Kendi adıma oldukça mutsuz olacağıma eminim. İşlevsel açıdan hiçbir problem olmamasına rağmen, hiçbir okurun kitabı eline alamayacak olması beni rahatsız ederdi. Çok sevdiğim yazar Dan Ariely,  “Akıldışının Mantığı” isimli kitabında bu konu üzerine yaptığı harika bir deneyi paylaşmış bizlerle. İnsanın çalışma hayatında, paranın dışında nelerin motivasyon kaynağı olduğunu gösteren deney şu şekilde gerçekleşiyor:

Üniversitede yapılan bu deneyde, katılımcılardan kırk parçalık bir Lego savaş robotu yapmaları isteniyor. Katılımcılar bir araya getirdiği her robot için gittikçe azalan miktarda paralar alıyor. Birinci senaryoda sınırsız sayıda lego var. Denekler birinci kutuyu tamamladıktan sonra, ilkine zarar vermeden ikinciye geçebiliyor. İkinci senaryoda ise yalnızca 2 kutu lego var. Deneğin 3. kutuyu yapabilmesi için, yaptığı legolar kendi gözü önünde bozuluyor. Peki sonuçlar ne gösteriyor? Anlamlı görünen 1. Senaryodaki katılımcılar ortalama 10,6 robot yaparken, motivasyonları zarar gören 2. Senaryodaki katılımcılar ortalama 7.2 robot yapıyor. Robot başına ödenen para 1 doların altına düştüğünde 2. senaryodaki katılımcıların yalnızca %20’si devam ediyor.

Deneye gerçek hayattaki emek üzerinden baktığımızda da sonuçlar oldukça dikkat çekici. 2 gruptaki katılımcılar da, aynı işleri yapıp, aynı oranda para alırken, eserlerinin geçici olduğunu biliyordu. Ancak, 1. Senaryodaki katılımcıların, çalışmanın anlamlı olduğu yanılsamasını sürdürmesi onların yaptıkları işten keyif almasını sağladı. 2. Senaryoda ise katılımcılar, yaptıkları çalışmanın parça parça olduğuna tanık olmuş, şevkleri kırılmıştı. İçlerindeki robot yapmaktan duydukları haz yok olmuştu.

Görüldüğü üzere keyfin çalışma istekliliğine dönüşmesi, büyük ölçüde yaptığımız çalışmaya ne kadar anlam yüklediğimize bağlı. Yaşama motivasyonumuzu kaybetmemek dileğiyle..

Cevapla