Ortaçağdan Kalma Masalsı Bir Şehir: Brugge

Ortaçağdan Kalma Masalsı Bir Şehir: Brugge

Staja gelmeden önce, hangi ülkeye gideceğimi soranlara Belçika cevabını verdiğimde aldığım ilk tepki Brugge’le başlıyordu genellikle. Hemen hemen herkesin bu şehir hakkında bir fikrinin olması, şehrin ne kadar popüler olduğunu göstermek adına güzel bir gösterge bence. Bir şehrin bu kadar popüler olması başlangıçta korkutsa da, günün sonunda bir gezginin mutlaka görmesi gereken şehirler listesinin en tepesine yerleşmeyi başardı Brugge’ü.

Brugge seyahatimiz her zamanki gibi Mons’dan Brüksel Midi tren garına yaptığımız yolculukla başladı. Hemen hemen her yer için harika bir aktarma noktası olan Brüksel Midi’ye 1 saatlik bir tren yolculuğu kadar uzak Brugge. Belçika’nın belkide en sevimli yanı bu pratik tren yolculukları.Yolculuğun başlangıcında yine en büyük yardımcımız use-it (Young Travellers’ Map) olacak gibi görünüyordu.Her seferinde olduğu gibi yine hayal kırıklığına uğramadık günün sonunda. Yine bizler için harika seçimler yapmışlardı, bu harika rehberi hazırlayanlar.

Yemyeşil bir tren yolculuğundan sonra Brugge’e gelmeyi başardık. Yemyeşil diyorum çünkü pencereden dışarı baktığında yeşilin her tonunu görmek mümkün bu ülkede. Hafif hafif yağmur çişeliyordu bir kez daha. Evde yatağın üzerine uzanıp birşeyler izlemek için harika bir hava olsa da gezmek ve fotoğraf çekmek için hiç de elverişli bir hava değil gibi görünüyordu başlangıçta. Ama değişken hava bir kez daha yüzünü gösterdi bizlere. Bu sayede güneşin tadını çıkara çıkara gezdik Brugge’ü.

Kesinlikle inanılmaz bir şehir Brugge. Şehir adeta açık hava müzesi. Kafanızı çevirdiğiniz hemen her yönde bambaşka bir güzellik çıkıyor karşınıza. Bir fotoğrafçıyı kendinden geçirebilecek kadar çok malzeme var bu şehirde. Müzeseverler için harika alternatiflere sahip bir şehir olduğunu düşünsem de, hemen hemen tüm müzeleri gezmiş bir olarak, şehirin bu kadar etkileyici görünmesinde genel şehrin genel yapısnın etkisi çok daha büyük.

26 yaşından küçük olmanın verdiği dayanılmaz hafiflik hemen hemen tüm müzelerde geçerli.Birçok müzeye sadece 1€ ödeyerek girdiğimizi  söylersem dayanılmaz hafifliğin ne anlama geldiği daha iyi anlaşılabilir. Avrupa kesinlikle 26 yaşından küçükken gezilmeli, hemen hemen her yerde harika fırsatlar çıkıyor karşınıza.

Şehirdeki müzeler içerisinde görülmesini kesinlikle tavsiye ettiğim yer çikolata müzesi. Çikolatanın başlangıçtan günümüze kadar olan hikayesini öğrenmek mümkün bu müzede. Bu hikayeyi öğrenmek zaman zaman oldukça sıkıcı olsa da, harika bir çikolatanın nasıl hazırlandığını canlı olarak izlediğiniz bölüm harika. Sırf bu bölüm için bile gidilir bu müzeye. Yapılan bu çikolataları tatma şansnızın da bulunduğunu söylemeliyim. Kesinlikle inanılmaz lezzetliler. Evet itiraf ediyorum, sırf bu çikolatalardan daha fazla yiyebilmek için daha fazla kaldım müzede.  Müzenin çıkışında insanı kendinden geçiren bu çikolataları satın almak da mümkün. 100 gramı saece 5€ :)

Şehire dışardan gelmiş birinin kolay kolay keşfedemeyeceği, Mark’ta ara bir sokakta bulunan De Garre’da, lezzetli bir Belçika birası içebileceğinizi, bununla birlikte gelen harika peynirle kendinizden geçebileceğinizi de eklemeliyim galiba. Burada içebileceğiniz “Garre” isimli biranın mekana özel olduğunu da söyleyeyim.

Sonuç olarak fırsatı olanlar kesinlikle görmeli bu masalsı şehri. Daracık sokakların arasında pencerelerinde renkli renkli çiçekler bulunan panjurlu evlere bakıp, şirin akdeniz kasabalarını hatırlamalı herkes :)

Cevapla